image

Sanal Dünyanın Dijital Geçidi

Dr.Mehmet Akif Şahin

Tarihin siyah beyaz sayfalarına yazılırız. Yeryüzüne sızan ışıltıları biliriz. Onlar bize geçmişin öyküsünü anlatır. Günümüzü aydınlatmaya yardım eden tarihi kandillerdir. Hatıralarımızın çoğu bize küçük miraslar bırakır. Ruh dünyamızın resmini yapar. Hayatın süslemelerini geçmişimize bırakırız. Bu günü maziden taşınan küçük kırıntılarıyla anlayabiliriz.

Zamanın ruhu yaşamın belgelerini anlatır. Yeryüzünde kutsal mekanlar vardır. Mekânlar ve belgeler tarihin ayak izleridir. Olayları koynunda saklayan birer sır kalesidir. Her mekânın kendine özgü ayrı bir tarihi vardır. Ayrı bir hikâyesi vardır. Çoğu zaman bazı hikâyeler unutulur. Unutulan hatırlar üzerine onlarca farklı hikâye yaşanır. Yeryüzünde var olan şehrin kasabanın beldenin köyün mahallenin sokağın ve evin hikayesi vardır. Buralarda yaşayan insanların yaşadıklarıdır. Eşyanın kendine özgü yaşanmışlığı kabul edilir. Bu hikâyelerin kendine ait sırları olur. Zihin dünyamızda başlayıp serüvene dönüşen tarihsel akışı oluşur. Zaman içinde bunlar hikâyeye romana masala destana veya şiire dönüşür. Bazen yaşanan olaylar yazılır, bazen de hiçbir zaman yazılmayan kaybolup giden sırlara eklenir. Tarihin kaybolan sayfaları olarak kalan olayların etkilerini ve sonuçlarını görebiliriz, hissedebiliriz, ama çoğu zaman anlayamayız.
Yeryüzü ayaklarımız altına yayılır, biz yürürüz. Üzerimize gökyüzü yükselir. Serüvenimiz hayatımızın sahneleri kurar. Oyunlar tezgâhlanır, biz oynarız.          

Tarih gerçeği bir ağaçtır, gölgesinde yaşarız. Geçmiş için yazılanların ne kadarı gerçektir, bilmeyiz. Serbest düşüncelerimiz bizi yola çıkarır. Yorgunluğa kavuştuğumuzda bekleriz. Dogmatik düşlerin ortasındayız.  Sadece birkaç kelimeyi, cümleye dönüştürmeyi bir ayrıcalık sayarız. Cümlenin soyut anlatımını önemli görürüz. Düşüncelerimiz iç dünyamızın isteklerine baskılar. Sorularla yolumuza devam ederiz. Düşüncelerimizin derinliği, duygularımızı çoğaltır. İç dünyamıza akan ırmakların şelalesine savruluruz. Kuruyan dudaklarımızda tutkuyu hissederiz. Sosyal dinamiklerimiz kimliğimizi etkiler. Tarihin dalgalanmaları ruhumuza iz bırakır. Geleceğimiz, geçmişin içinde yaşanır. Yolcuğun provası hayal gücümüzle tanırız.

Bilişim çağının içinde geçeriz. Savaşlara barışlara rağmen mutlak kaderimizle yüzleşiriz. Kaderin içinde bir yol ararız. Mecburi bir istikamete döneriz. Her olay bize bir şeyler getirir, bizden bir şeyler götürür. Yorgunluğumuza paha biçilmez. Yıpranmışlığımıza biçilen elbiseyi giyeriz. Tarih alması gerekeni bizden alır, bizi gönderdiği yere gideriz. Direndiğimiz zaman kazandığımızı sanırız. Çağın getirdikleriyle savaşırız, götürdüklerine yas tutarız. İnsanlığın yaşadıklarına şahit oluruz. Ömrümüzü ideolojilere ve dinlere kurban ederiz. Tarihin her döneminde bu olaylar yaşanır. Güç odaklarının dikta ettiği sahte mutlaklar geçidinde geçeriz. Bu geçitler kutsal tabular halinde yüreğimize muska olur.  Nümayişler dilimize pelesenk olur. Hayat ırmağında akıntıya kürek çekeriz.  Sanal dünya da bir bilinmeze doğru akıp gideriz. Pusulanın bize gösterdiği yöne doğru gideriz. Hedefler bizden uzaklaştıkça uzaklaşır. Nostaljik dostlarımızla buluşuruz. Deniz kıyılarında gezinir, dertleşiriz

İnsanlık, alabora olan dijital keşmekeşliğin eşiğine varır, geri döner. Şehirler kabarır, sakinleşir. Gençliğin duygusal dalgalanmalarını yaşarız. İçinde geçtiğimiz tarihsel süreç, bizi dalgaların pençesine bırakır. Bir savaşın içine düşeriz, ancak kim kiminle savaşır? Bilmeyiz.  Sanal dünyanın dijital geçidinde geçeriz. Hayatın emin saydığımız limanlarına demir atarız. Sabrın döşeğinde bekleriz.  Ruhumuz ve bedenimiz birleşir. Medyanın darbelerine direniriz. Bu savaşta farklı yaralar alırız. Kimimiz ölür, gömülür. Bir diğerimiz, gömülür ancak yaşamaya devam eder. Baskılar, psikolojik hareketler, sosyal travmalar sadece bedenimizi değil ruhumuzu da ezip geçer. İnsanlık okyanusta ıssızlığa gider. Geminin rotası değişir. Sükûnetini buluncaya kadar rotasını sabitlemeye çalışır. İnançlı insanlarız. Yolcuğun sonuna kavuşuruz. Son yüzyılda bilge duruşları takip ederiz. Görünmezin peşinde koşarız

Şimdi yirmi birinci yüzyıldayız. Ömrümüzün çoğu yeni şeyleri keşfetmekle geçti. Yeni buluşlar peşinde koştuk. Mutlu olmak için yeni yollar aradık. Çeşitli eğlenceleri sevdik. Aşkın eşiğinde oyalandık. Kadere karşı direndik. Denedik ama başaramadık. Fikirler zihnimizde tekrarlayan sara nöbetlerine dönüştü. Yeryüzünün herhangi bir şehrine seyahatler yaptık. Çeşitli tarihi kırılmalar oldu. Kutsal mekânlarda oluşan depremler bizleri savurmaya başladı. Savrulan insanımız sükunetini bulamaz duruma gelmişti. Fikirsel zeminlerde yalpaladık. Toplumsal fanatizmim oluşmaya başladı. Güç sahiplerinin huzurunda bekledik. Kölelerin kırbaç sesi bizi uyandırmadı. Ruhumuzu okşayan sözlerle uysallaşmaya başlamıştık.

Siyasi objeler nümayişlere dönüştü. Ruhumuzda dinamitler patlıyordu. Meydanlar başkaldırmaya başlayınca zılgıtlarımız büyümüştü. Sonra kara bulutlar yönümüzü değiştirdi. Toplumsal hareketlerin içine yürüdük. İçgüdüsel olarak düşlerimizin peşinde giderken yönümüzü değiştirdik. Çıkarlarımızın peşine koşar adım gider olduk. Evrensel sayılabilecek fikirlerimiz bozulmaya başlamıştı. Toplumsal bir kaosa dönüşmüştü. Fanatik hayatlar karmaşayı artırdı. Birbirini kabul etmeyen ideolojik yapıların resmi ortaya çıkmıştı. İnsanın modern kılıklı iskeleti görülmeye başlamıştı. Bu sessizliğin içinde doğan rüya fanatizme yönelmişti. Bu öyle fanatizmdi ki hiçbir şekilde birleşik şarkıları söyleyemedik. Taban tabana zıt düşünceler arasında iletişim koptu. Yaşam şekilleri birbirini merak etmez oldu. Benzer düşünceler bile çoğu zaman birbirilerine sağır olmuşlardı. Tanımları yapmadan ötekinin peşinde koşmaya devam ettik. İnsani değerleri unutmaya başladık.


    Yazımızı Paylaşın;