image

Kalp Ekseni

Rahime Kevser Nurdoğan

Henüz uyumadım, gözlerim yorgunluktan dolayı ağrıdı, gözlerimin ağrısına aldırış etmeden yapmam gereken bir sorumluluğum vardı. Plan yapmıştım kendime göre; yapmam gerekeni en sona bıraktım. Neden? Diye sorarsanız biliyorum " Hayat ertelemeye gelmez". Arkadaşıma okuması için Dücane Cundioglu'nun Hz İnsan kitabını verecektim. Ne de olsa o da okumalıydı. Büyük bir çelişkiden kurtarmıştım onu. Bunun adı iyilik miydi? Onun için okumaya gayret ediyordum. Kitabı okurken tamamen değil de kalacağım yerde bir bölümünde bırakacaktım. Sonrasını ise yarın okumaya devam edecektim. Kitabın o başlığına ulaştığım da " iki sayfa var " dedim içimden okudum ve sonuca geldim. Başlığın altına bir dipnot düştüm. " İki sayfa kaldı, bir yandan ise; Mobel Matiz'in Öyle Kolaysa şarkını dinliyorum, yazımın çirkin olduğuna bakma, saat tam 02:42 bakalım başka neler anlatıyor Dücane Cundioglu bunu sevdim ( Kitaplara zarar mı veriyorum yazı yazarak acaba ? ) dedim. 
...
Kitapların altı çizilir mi ? Ben şunu ifade etmek istiyorum. Aslında; çok kitapların altı çizilir, çünkü kitapların altını çizmek bir alışkanlık haline gelmiştir. Şekerin çayda çözünmesi gibi bedenimden ruhuma akarak çözünüyor.  Yani geleceğe iz bırakmak gibi geçmişte kalarak, aradığın yeri hemen bulabiliyorsun. Önemli olan ise düzenli okumaktır. Bazen ise insanlar kitapların altı çizilmez denir hırpalanır diye düşünülür, ama bu normal bir yargı ve özneldir kimine göre çizilir kimine göre çizilmez o insanın kendi ile başbaşa kaldığı ve düşündürücü bir eylem. Ama ben bunu şöyle düşünüyorum; hayır! Kitabın altını yani o güzel cümleler ile ruhunu ısıtacak cümleler adeta. Sana iyi gelecek cümleleri ifade etmek gibi, yüreğinde her zaman saklı kalmak gibi. 
Birde deftere not alma gibi bir durum var o daha ayrı bir durum. Bu da farklılık olsa gerek. Ebediyen sonsuza kadar kalacak o cümleler değerli olan defterin bir yerde kaybolsa bile başka bir yerde ortaya çıkarak, sen o cümleleri kaç yıl öncesine kadar belki dört beş yıl öncesi diyebilirim, okur ve hüzünlenirsin. Böyle olan var mı aranızda ? 
Birde kitap okumanın hazzı var o nasıl bir konu? diye sorarsanız;  kitapta olaydan olaya, kahramandan kahramana belki en sevdiğin kitap olur belki hoşuna gitmeyen " Ben bu kitabı anlayamadım." diyerek tekrar okumaya çalışırsın. 
Birde şöyle bir olay var, kitap okurken bir heves gelir sana bir heyecan, okudukça okuyasın devamını getirdiğin satırlar ve sayfalar olur belki bir sabah vakti, belki bir öğlen vakti, ya da güneşin battığı vakit. Ama en güzel okuma ise güneşli bir havada öyle güzel ki bunu anlatamam. Elinde kağıt, kalem defter ve kitap. Yemyeşil bir ortamda bir banka oturmuş, tek başına kitap okursun, önemli olan yerleri ise deftere kalemle not alırsın. Kitabı okudukça içinde gezinirsin. Kimseye çaktırmadan gülümsersin. Bu olay ise insanların dikkatini çeker. Bir düşünelim, ya da hastane de muayene olmak için duvarların dibine konulmuş sıra sıra dizilmiş rengi değişir, sandalyeye oturup gözünü kitaptan ayırmadan hastanede ki uğultuya rağmen büyük kalabalıklar içinde kitap okursun kimseye aldırış etmeden, herkesin gözü sende olur. Sen ise  Bu da farklılık olur insan farklılıkları sevmeli. Sen ise kendinle gurur duyarsın. 
Yalnızlığın ile kitap okursun, en güzeli bu. Kitaplar yavaş yavaş okunur renk renk çizilir. Daha okuyacağımız çok kitap var öyle değil mi?


    Yazımızı Paylaşın;