image

Kalbin Sargısı

Kevser Nurdoğan

Yüreğinin tam ortasında buruk bir acı vardı. İki üç gün olmuştu anne ve babasını kaybedeli...

Zaten tek çocuktu, yalnız başına kalakalmıştı öylece.

Ne yapacağını bilemez halde ve düşüncelere dalmıştı. Bir şeyler yapmanın mutlaka bir yolu vardı. Yapacağı şeyi bulmalıydı. Yüzünden de belli oluyordu zaten, o hep güçlü bir insandı.

Oturduğu yerden doğruldu. Uzun sokaklarda çevresinde onlarca insan olsa da yavaş adımlarla elleri cebinde yüzünde bir hüzün ile insanlara aldırış etmeden, yalnız başına yürüyordu. Çünkü o düşünceler içerisindeydi. Kaybettiği anne ve babasının kendisi ile olan hatıraları gelmişti aklına; “Ne de güzel günlerdi artık annem babam yok, ne yapacağım ben şimdi” diye bir ses fısıldadı ona...

Artık sokaklarda mı yaşayacak? Sokaklarda soğuk yerlerde, köprü basının altında, bir kartonun üstünde eskimiş kıyafeti ile... Yoksa kendine bir yer mi bulacaktı? Hayır! O bunu göze alamazdı. Kendine söz verdi sokaklar onun olmayacaktı.

Yürürken bir amcaya çarptı ve kendine geldi; “Hayırdır yavrum! Bir derdin sıkıntın mı var” diye sordu amca, ama o pek belli etmedi. İstese de sıkıntısı belli oluyordu zaten. Yüzünden anlaşılıyordu, çünkü perişan haldeydi.

Sıkıntısını içine atmayı sevmezdi. Ancak biri ile konuşunca içi rahatlardı. Ama bu amca ona samimi gelmişti. “Bir derdim ve sıkıntım yok amca dedi" çok inandırıcı gelmedi amcaya, mutlaka ona sahip çıkmalıydı nasıl olsa bir yerde daha karşılaşacaklardı. İçinden bir ses dedi ki ona; “Hayatta iyi insanların olabileceğini ve kendinin iyi bir insan olacağını düşün” dedi, ve yine aynı ses; “İyiliğini kimseye kanıtlamak zorunda değilsin” dedi, ve amca ile yolları ayrıldı o da yürümeye devam etti.

....

...

...

Yürürken bir tabela gördü, tabelada bir “ilan”. Bu da nedir diye sordu kendi kendine... Resim kursu ilanı yazıyordu. Uzun uzun baktı ve karar verdi. Çünkü düşünceleri, kendi benliğini kendisine getirmişti. Resim yapmayı çok severdi babası hayatta iken hep yardım ederdi ona, o da bu duruma mutlu olurdu. Kafasını dağıtmak için bir şeyler ile uğraşmak zorundaydı ve resim çizmeye karar verdi. Kapının kulpunu çevirip kapı açılırken içeri girdi. Bir soluna doğru yürüdü, yavaş yavaş adımlarını attı. Bir masa ile birkaç tane sandalye vardı, ortam resim tuvalleri ile doluydu. Ne güzel resim manzaraları vardı.

Yine o orta yaşlarda olan amcayı tanımıştı hemencecik. Ama amca onu fark etmiyordu. Çünkü o öğrenciler ile ilgileniyordu. Amcaya doğru ilerledi. Amca gözlerini çocuğa doğru yöneltti birden şaşırmıştı gelmesine. Ne işi vardı burada anlayamadı. Tevafuk muydu tesadüf müydü bilemedi. Hayat ya işte insanın karşısına neler çıkartıyor ah hayat! Ömrümüzden neler alıp götürdü bizden hayat, bilemiyordu.

“Merhaba amca” diye seslendi çocuk amca şaşırmış kalmıştı. Çocuğun sesini duyar duymaz silkelendi. “Merhaba çocuğum” diye seslendi çocuğa, Ve sonra “neden geldin” diye sordu amca. Çocuk ise merak ettim resim kursunu görünce çok sevindim. Resim çizmeyi çok severim. Birazcık yeteneğim var istersen gösterebilirim dedi çocuk. “Hayır, şuan gerek yok” dedi amca ama istersen seni buraya kayıt edebilirim. Hem her gün gelirsin hem de kendini geliştirip iyi bir çocuk olursun dedi amca. Çocuğun gözleri ışıl ışıldı. Güler bir yüzle baktı amcaya, ona sarılmak geldi içinden, yüreğinden sarıldı amcaya.

Sabah oldu. Amcanın dediklerini unutmamalıydı. Resim kursuna gidecekti. Hemen hazırlandı ve kursun yolunu tuttu. Sonra heyecan ile amcanın yanına geldi. Vakit geçirmeden çizimlere başladılar. Çizdi çizdi çizdi daha da çok güzel oldu, geliştirdi kendini. Çizimleri adeta bir cümbüş gibi kâğıtta dans ediyordu. Amca ise çocuğun gayretini ve azmini gördükçe daha da çok sevdi onu. Kimsesiz bir çocuğu bağrına bastı adeta.

Ona hem analık hem babalık etti, yıllar geçtikçe çocuğun manevi babası oldu, onun her ihtiyacını karşıladı ve her konuda yardımcı oldu.

Şimdi o çocuk tıpkı o amca gibi bir ressam.

Şimdi o çocuk tıpkı o amca gibi çocuklara ders veriyor. Onlara yardımcı oluyor.

Bir kenarda kuytu bir köşede kimsesiz bir çocuk tek başına sessizce oturuyordu. “Yavrum neyin var” diye sordu. Çocuk cevap vermedi. Çok güzel resim yapıyordu fakat konuşamıyordu. Anladı onun ne demek istediğini, anladı başından neler geçtiğini, anladı. O da kendisi gibiydi.

Şimdi o amca yaşlandı, sürekli evde oturuyor. Çünkü başından bir kaza geçmişti ve evde yatmak zorunda kalmıştı. Çocuk da artık büyümüştü. Ömründe hiç unutmadığını ona hem analık hem babalık ettiği amcanın ziyaretine gelmişti. Çocuğun büyüdüğünü gören amcanın gözlerinden yaşlar savruldu, duygulandı. “Ah yavrum”! diyebildi başını okşayarak...

“Bizler hayatımız boyunca hayatımızdan ne olaylar geçerse geçsin mücadele etmek zorundayız. Bilelim ki; istediğimiz ve hayal ettiğimiz bir şey elbet bir gün zaman geçse de ömrümüzden, başarırız” dedi gülümseyerek, gözyaşlarına sarıldı gülümseyerek..


    Yazımızı Paylaşın;