image

EVL(AT)

Adem Yağmur

Köy meydanında kimseyi bulamayınca geriye tek çare Seyis emmiydi. Yolda yürürken bile huzursuzluğu her halinden belli oluyor birisi nedenini soracak olsa anlatmaya başlayınca ölçüyü ayarlayamamaktan dinleyeni bıktırıyordu. Olumsuz şeyleri o kadar çok anlatıyordu ki çocukları da bu duruma alışmışlar herhangi bir tepki vermeye gerek görmüyorlardı.


Yolda karşılaştığı insanlar “İnşaallah beni durdurmaz” diye dua ederek hızlı bir şekilde uzaklaşıyorlardı. Sokağın sonundaki büyükçe eski tahta kapı devamlı açık duruyordu. Selam vererek bahçeye girdiğinde Seyis emmiyi bahçedeki ağaca atını bağlamış türküler söyleyerek onu tımar eder vaziyette buldu. Seyis emminin “Nasılsın?” demesiyle pek bulamadığı fırsatı eline geçirmiş bir vaziyette baladı anlatmaya artı onu durdurabilene aşk olsun.


Devamlı evlatlarından dert yanıyordu. Hiç mi içlerinde iyisi yoktu kendisinin anlatmalarına bakılırsa hepsi nankördü. “Yanlış yapıyorlar, bana danışmıyorlar, her şeyin idaresi aklı başında birinde olmazsa işin sonu kötüye gider” diyordu.
Yaklaşık bir saatten beri anlatılanları sessizce dinliyordu Seyis emmi. Sözünün bitmesini bekliyordu ama bir türlü bitmiyordu. Bir aralık “Ben sizin çocukların hiç yaramazlık yaptığını duymadım görmedim” dedi demesine de onun bu yaklaşımına hemen hazır cevap veriliyordu “ Seyis emmi seyis emmi senin bilmediğin şeyler var onların dışı sizi içi beni yakar” Bu yaklaşımıyla söyleyecek bir söz bırakmıyordu. Eğer bu kadar kötü olsa kokusu bir şekilde hissedilirdi diyecek oldu ama boş ver diye düşündü.
Köydeki herkesin atının tımarıyla ilgilenirdi. İşi iyice ilerletmiş hatta veteriner hekimi aratmayacak kadar da hastalıklarından ve tedavi yöntemlerinden anlıyordu. Atlarında ona karşı davranışları farklıydı bu yüzden adı “Seyis Emmi” olarak anılırdı. Asıl ismi söylenmeye söylenmeye unutulur olmuş Seyis ismi kendisine ad olmuştu. Yeni nesil “Seyis” denildiğinde meslekten ziyade akla ilk gelen oydu at bakıcılığının cisimleşmiş ete kemiğe bürünmüş haliydi adeta.


“ Bir gün atın yemini ve suyunu verdim o küspeleri öyle bir iştahla yiyordu, benim onun etrafında olduğumu unutmuş galiba. Bende dışarıdaki haral içerisinde bulunan yemleri ahıra getirdim. Çuvalı ahırın arka tarafındaki köşeye geçirmek için atın beri tarafa geçmesi gerekiyordu. İşaret mahiyetinde atın sağrısına hafifçe vurdum “Hadi oğlum biraz beri çekil” bu hareketi yapmamla birlikte çifteyi yedim. Ne olduğunu anlayamadan acıyla kıvranarak yere düştüm. Yerde acıyla kıvranıyordum. Bu sırada at bana yavaş yavaş gelerek yüzümü koklamaya başladı. Yüzümde bir ıslaklık hissediyordum atımın gözyaşları yüzüme damlıyordu yani ağlıyordu. Bunun üzerine yerden yavaşça doğrulduğumda yem çuvalı hala kucağımdaydı. Çiftelerin zararından yem çuvalı sayesinde bu olayı ucuz atlatmıştım. Kalktım ve atımın boynuna sevgiyle sarıldım. Olayın neden olduğunu anlamıştım ben atın arkasına geçtiğimde o bunun farkında olamamıştı birden bire arkasında ne olduğuna karar verememiş bu duygu ile çifteyi savurmuştu. Bu olaydan sonra atın arkasına geçeceğim zaman ona seslenerek ve aynı zamanda sevgiyle dokunarak arkasına geçiyordum.”


Yürüyen atın önüne durulmaz evlat çiftesinden emin olmak için onları başıboş bırakmaya da gelmez yönlendirirsen yönü başka yer olsa da bir zaman sonra senin istediğin yere gelecektir amma sabırlı olmasını bilmek gerek. Ben onların bakımını sevgiyle şefkatle yaparım sevgisiz yapılan hiç bir şeyin kimseye faydası olmaz yoksa kaşağı vururken canını yakarsın. Hayvanlar unutmaz onlara karşı bir kerecik dahi olsa sert olursan kendini hiçbir zaman sevdiremezsin.


Atlar doğduklarından itibaren tutarlı ve güven telkin eden ses ve davranışlara aynıyla karşılık verir. Bir seyis olarak atların algılama yeteneklerinin insanlardan üstün olduğunu düşünürüm. Biz sadece onun bizi anladığı kadar onu anlayabilirsek aramızda hiçbir şekilde sıkıntı çıkmaz.


Bazen şöyle düşünürüm “ Bizler mi atın sırtına binmeliyiz, atlar mı bizim sırtımıza binmeli bilemedim sen ne dersin?”


Yok artık Seyis emmi sen de iyice abarttın yani diyecekti utandı diyemedi.“Hehe! Tabi ki biz atların sırtına binmeliyiz” diye cevap verdi ama içinden de galiba bu konuyu biraz düşünmeliyim diye geçirdi.


Yürüyen atın önüne durulmaz illa ki durdurmak istiyorsan sakin bir tavırla dikkatini başka yöne çekmelisin. Onun yemini ve suyunu en iyisinden hazırlarım. Onunla konuşurum sohbet ederim biliyorum ki o da konuştuklarımı anlıyor. Baş hareketleriyle ve çıkardığı seslerden beni anladığını hissediyorum. Eğer o gün moralim bozuk değilse ona türkü bile söylerim. Bu sözün üzerine Hüseyin emmi çok şaşkın bir şekilde seyis emmiye bakıyordu ama seyis emmi onun şaşkınlığının asıl sebebini bildiği için ses çıkarmıyordu dinlediğine göre anlatılanlardan bir şeyler anlıyordur herhalde hissiyle anlatıyordu.


Benim atım evladım gibidir, ben ona bakmazsam o da bana bakmaz. Atına bakan ardına bakmaz. Sakın ola ki ona karşı bir şeyi kızarak söyleme hemen olumsuz etkileniyorlar. Ata bindiğinde Allah’ı attan indiğinde atı unutmamalısın.


Hayvanla evladı bir mi tutuyorsun diyemedi çünkü Seyis emminin söyleyiş biçimi çok vakurdu ve tok bir sesle söylüyordu.


Kendisinin anlattıklarını seyis emmi sabırla dinlemişti ama kendisi aynı hassasiyeti gösteremiyordu. İçinden “Anlattıkları şeyler güzeldi ama bana niye atını anlatıp duruyor lakin ister istemezde onaylamak gerektiğini düşünüyordu. “ Doğru söylüyorsun Seyis emmi!” Bir ara müsaade isteyip kalksam mı diye düşündü ama küçücük bir köyde gidebileceği pek bir yerde yoktu.


Gayri ihtiyari “Eee Seyis emmi!” dedi ama bu davranışına da bir anlam veremedi. Seyis emmi de dinlemek isteyen varsa anlatmalı o zaman diyerek atıyla ilgili başından geçenleri tek tek anlatıyordu.


Yazın sıcağında hafif serin bir havanın yüzümüzü okşayarak geçerken verdiği hazla varlığımızı nasıl hissedersek atlarda onlarla az bir ilgiden memnun olur ve memnuniyetini sana bağlanarak gösterir. Velhasıl atlar insanın sadık dostlarından biridir.
Sonunda müsaade isteyebilmişti Seyis emmiden uzaklaşırken kulağında at kişnemeleri hissediyordu. “ Bana bir şeyler mi anlatmaya çalışıyordu acaba “ diye düşünmeden de edemedi.


Yok yürüyen atın önünde durulmazmış, atına bakan ardına bakmazmış diye söylenerek evine vardı. Kapı da kendisini oğlu karşıladı. Ne olduysa birden oğluna olan kızgınlı geçmişti. Selam verdi. Oğlu da şaşkınlık içerisinde selamını almıştı ama kapıda donakalmıştı. “Evladım kenara çekilecek misin yoksa beni içeriye almak istemiyor musun? “Estağfirullah! Buyurun buyurun”


Eşi kocasının bu haline pek şaşırmıştı. Ne oldu sana böyle bey diyecek oldu ama şimdi beni tersler iyisi mi susmak diye düşündü. Bir taraftan da onun bu hali çok hoşuna gitmişti. Oğluyla ara sıra göz göze geliyorlar ama oğlu hemen başka bir yere bakıyormuş gibi yapıyordu.


Gece boyunca uyuyuncaya kadar yüzünden tebessüm eksik olmadı. Sabahleyin erkenden kalkmıştı. “Hanım, evladııım, haydi kalkın bakalım çaylar soğumasın “ diye sesleniyordu. Mutfağa ilk gelen oğlu oldu. Babasını ocağın üstündeki çayı döke saça demlemeye çalıştığını görüyordu. Babası oğlunun hiç beklemediği bir şekilde seslendi “Günaydın!” dedi. Oğlu çok şaşkındı birazda kekeleyerek “Anlayamadım” dedi. Oğlu anlayamadığı bu duruma açıklayıcı bir cevap bekliyordu ama babası cevap veriyormuş gibi oğluna tebessüm ediyordu.


    Yazımızı Paylaşın;