image

Ekstra Bir Ömür

Misbah Eratilla

Sesleri duyuyor ama üzerinde ağır bir yük varmış gibi gözlerini bir türlü açamıyordu. Az bir zaman sonra tünelden gelen ilk ışık ile gözlerini açmaya başladı ve ilk karartıları gördü. Bir boşlukta yüzüyormuş gibi etrafına bakındı. Gözlerindeki sis perdesi yavaş yavaş aralanınca etrafındakileri seçmeye çalıştı. Yatağı adeta insandan örülmüş bir duvarla çevriliydi. Nerede olduğunu hatırlamıyordu. Neden bu insanlar başına toplanmıştı. Etrafımdakilere bir kamera hızıyla teker teker bakmaya başladı. Babasını görünce önemli bir şeylerin olduğunu anladı. Babasıyla uzun zamandır görüşmemişti; çünkü babası 700 km uzakta bir şehirde yaşıyordu. Demek ki bir şeyler olmuş ki babası başucunda idi. Etrafımdakilere baktıkça soru işaretleri aklını boğuyordu. Nihayet ağırlaşan dili çözüldü ve boğuk bir sesle: “Biri bana olan biteni anlatsın.” dedi. Beyaz önlüğüyle doktor olduğu anlaşılan biri ona: “Geçmiş olsun! Meraklanma Tıp fakültesinde ve emin ellerdesin. Durumun da çok iyi.” dedi. Çevresindekiler ona sevinçle bakıp gülümsüyorlardı. Sabah hastaneye gelip ameliyat oluncaya kadar yanından ayrılmayan yeğeniyle göz göze geldiğinde olanları yavaş yavaş hatırlamaya başladı. Yıllardır bademciklerinden dolayı çok hastalık çekmişti. Doktorun bir yılda dört defa ağır bademcik hastalığı geçirirsen hemen bademcikleri aldırman gerekir deyince Doktora: “Ne dördü bu yıl belki on defadan fazla hastalandım.” demişti. Doktor: “Öğleyse yarın seni ameliyat edelim!” deyince o da: “Olur!” demiş ve ameliyat hazırlığı için tahliller yapılmıştı. Ameliyat için sabah erkenden hastaneye geldiğinde 17 yaşındaki yeğenini refakatçi olarak yanına almıştı. Yatış işlemleri bittikten sonra odasına geçmiş ameliyat öncesi verilen giysileri üstüne giymiş ve yatağa uzanmıştı. Narkoz sonrası olan biten hiçbir şeyi hatırlamaz olmuştu. Yeğeni onun uzun süre ameliyattan çıkmadığını görünce meraklandı ve onu sormaya başladı. Ameliyat olanların uyanıncaya kadar bekletildikleri salona gitti ve sedye üzerinde onu gördü. Sedyenin altında küçük bir göl gibi birikmiş kanı görünce bağırıp çağırmaya başladı. Doktorlar başına toplanıp ilk müdahaleyi yaptı. Zamanında İhmal ederek bademcikleri yıpranmış ardından iltihaplanmış ve eriyip boğazıma yapıştı. Doktorlar normal bir bademcik ameliyatı olarak ameliyatı yapmışlar ama bademcikleri aldıklarında birçok damarı da fark etmeden beraberinde kesmişler. Ameliyattan sonra normal bir hasta gibi onu bekleme salonuna almışlar. Kanlar içinde bulmasından sonra kanamayı durdurmak için doktorlar olağan üstü bir güç sarf ederler. Tüm müdahalelere rağmen kanama durdurulamadı. Hastaneye ateş düşmüş gibi tüm doktorlar onu kurtarmak için seferber olmuştu. Tüm çabalara rağmen kan durmayınca doktorlar çaresiz kaldı. Hastanede akrabası olan uzman bir doktor, durumun ciddiyetini anlar ve komşu ildeki tıp fakültesindeki KBB Profesörü arkadaşını telefonla arayarak durumu anlattı. Prof. Amerika’da yetişmiş asistan öğrencisini de yanına alarak 110 km yolu 40 dakikada kat ederek duruma müdahale eder ama hastanın hemen fakülteye kaldırılmasını söyler. Prof, durumun çok kritik olduğunu hastanın fakülteye yetiştirebilir miyiz? diye de endişelenir. Hasta Ambulansa alınır. Doktorlar, hemşireler ve arkasında oksijen tüpü taşıyan başka bir araçta onlarla birlikte yola çıkar ve oksijen tüpü her 20’km’de bir değiştirilir. Eksilen kanın yerine yeni kan verilir. Böylece ölüm kalım mücadelesi vererek hastaneye yetiştirilmeye çalışılır. Yeni kan verilince hastanın tansiyonu yükselir. Kan verme işlemi durdurulunca nihayet tansiyonu düzelir. Böylece Doktorlar her dakika başka bir sorunla karşı karşıya kalarak hastayı hastaneye yetiştirmek için zamanla yarışırlar. Saniyelerin dahi çok önemli olduğu bu esnada nihayet ambulans fakülteye varır. Akrabası olan uzman doktor hastanın babasını arayarak oğlunun durumunu anlattı ve acilen gelmesini söyler. Bu arada bekleyiş başlar. Dostlar arkadaşlar akrabalar çaresizlik içinde zamanla yarışan doktorlara duayla destek verir. Ekipler toplanır ve uzun bir müdahaleden sonra nihayet mutlu haber gelir. “Kan durduruldu” denir. Hasta hastaneye gelişinden 24 saat sonra gözünü açtığında üzerinden kamyon geçmiş gibi kendini yorgun hissettiğini söylüyordu. Ağzında pas varmış gibi dili damağına yapışmıştı. Boğazına akan kan orada kurumuş ve boğazında kum varmış gibi konuşmasını engelliyordu. Kendine geldiğinde midesi bulandı ve midesinde biriken kanı kusarak dışarı atınca yeniden kanama mı başladı diye doktorları bir korkusu sardı. Kusarak attığı kanın boğazımdan midesine akan kan olduğu anlaşılınca herkes rahat bir nefes aldı. Artık her şey normale dönmüştü. Odayı hınca hınç dolduran yakınları, dostları ve akrabaları uzun bir yolculuktan dönen bir yakınlarına kavuşmuş gibi ona hasretle bakıyorlardı. Bazıları da sevinç gözyaşlarını saklayamıyordu. Bir hafta sonra taburcu olup eve döndü. Anlatılanlara göre yaşaması bir mucizeydi. Bir el onu bu dünyada kalması için sımsıkı tutmuştu. Hayat ona ekstra bir ömür bahşetmişti.


    Yazımızı Paylaşın;