image

Düşlerimin Yalancısı

Simge Demir

Hanımellerinin kokusu tütüyor burnumda. Bu sokağın diğer adı huzur olmalı, yoksa hüzün mü demeliydim? Hüzünlü bir hanımeli feryat figan ağlıyordur belki. Hemen ötedeki dut ağacı selamlıyor tabanlarımı. Yapış yapış ilerliyorum beton yollarda. Parmaklarımın üstünde dinelip alıyorum bir iki tane. Dallarından firar eden bir dut şifon elbisemin kol ağzından giriyor içime. Diz kapaklarıma kadar şireleniyorum. Derken arının biriyle göz göze geliyorum. Arının rızkına göz mü diktim sanki, ne bu siniri, vızır vızır edip duruyor. Uzaklaşıyorum dut ağacından ve sahipli gölgesinden. Halbuki ne çok severim ben dutları.

Kimsecikler yok sokakta. Sokaklar tanıdık ve tanıklık yapıyorlar anılarıma. Anılar bir o kaldırımda bir bu kaldırımda. Fonda sessizlik çalıyor, günü aydın yapan güneş karanlığa boyuyor boylu boyunca etrafı. Etraf bertaraf ediyor silik şahısları. Ev sakinleri ölüm uykusuna yatmadan önce yol kenarlarına artıklarını atmışlar. Belediye hiç mi uğramıyor buraya, nedir bu ekşilik?

Şehrin olmayan sahiline iniyorum. Yüzümü denizin tuzu okşuyor önce. Terliklerimi çıkarıp ayaklarımı toprakla buluşturuyorum. Sinsi bir çakıl taşı derimi kesiyor inceden. Usul usul kırmızı kurdeleler oluşuyor dalgaların içinde. Denizden çıkıp sahilin kollarına bırakıyorum kendimi. Sahil bana dar geliyor. Kaburgalarım batıyor narin bedenime, nefes almakta zorlanıyorum. Dilimle dudağımı ıslatıp, kısık gözlerle gökyüzü kolluyorum. Gökyüzü çoktan razı kollanmaya... Bir yağmur damlası çiseliyor burnumun ucuna.

Böyle güzel ağlanılır mı bulut kardeş? Böyle güzel yağılır mı? Böyle güzel çakılır mı? Geçen gün odamı an be an ağartan da sen değil miydin? Sesin ninni gibi toprak ha uyudu ha uyuyacak. Hadi uyanmadan millet kalkıp gidelim ormana. Sahilde bulamadığımız hayatın anlamını ormanda buluruz belki. Sahi tüm bu anlamsızlıkların içinde bir anlam bulmak çok yormaz mı bizi? Mutlu olmak mı mesela anlam? Hayır, bu sadece kendini kandırmak olur. Çok para kazanmak mı peki? İyi bir aile kurmak, insanlara yardımcı olmak, sevilen olmak, sevmek... Bırakalım bu oyunu. Anlam aramaktansa anlamın kendisi olmayı yeğleyelim.

Orman iyi bir ev sahibi. Aslan kral, Serin serin esen rüzgar, birkaç yıldız, güzel bir müzik, çay ve çikolata var yanımda. Tam hayal kurmalık, kurup kurup yakmalık, yakıp yıkmalık ve tekrar büyük bir inançla kurmalık saatlerdeyim. Bir şiir çıkar belki geceden. Şiir yazmak sürgüne gitmek gibi, süresiz sürgün ediliş gibi. Nice sahipsiz şiirlere dar omzumu uzattım, biri gelir de yaslanır diye. Yaşlanır belki gözlerim diye. Sürgünde birbirimize eşlik edelim diye.

Cebimde eski bir kâğıt. Kâğıtta bir not.
"-Bu sokaktan geçmemeliydim.
-O sokaktan ahbap edindim bugün kendime. Kaldırımın kenarındaki taşa oturmak için bir bahanem daha var artık.
-O sokaktaki o kaldırımın dili olsaydı keşke. O yol, o ağaç, o beton duvar...
-Dili olsa sorardı bu efkârın sebebi ne diye, bir sigara daha yakardım."

Her olmayış, yeni bir varoluş, her vazgeçiş yeni bir kavuşma... Görünenin ardındaki perdeyi aralama yeteneği bahşedilmemiş bizlere ya da bahsi bile geçmemiş perdelerin. Ama biliriz gecikirse daha güzeli bekler bizi. Olmuyorsa vardır bir hayrı deriz. Zaten tüm cümlelerimiz istek kipiyle çekimlenmiştir, biliriz.


    Yazımızı Paylaşın;