image

Biz Yalnız mıyız Anne?

Ömer Faruk Argun

Bir mahşer meydanı idi. Herkes toplanmış, konuşan kişiyi dinliyorlardı. Ses yok, ölüm kokusu vardı. Kimse ses çıkarmıyor, boğaza kadar gelen günahı düşünüyor. Nasıl anlatsam bilemiyorum öyle bir izdiham, öyle bir mahşer bir daha görebilecek miyim onu da bilmiyorum. Reis konuşuyordu “evet ben yapacağım. Ben yapacağım inanın dostlar ben yapacağım!” Ve tam sekiz yıl özgürlük sürdü. Sekiz yıl içinde dünyanın en zengin 2. ülkesi idik. Yedik çok şükür demedik. İşte bu yüzden kaybettik diye düşünüyorum. Sene 1984 etrafı gözlemliyorum. Belki yenidünyaya gelmişim ya da dünyadan çok büyüğüm acılar sarılmıyor. Merhem sürsem tutmuyor delik deşik mi? İs mi tuttu çok mu keder var? Sis farlarını açmış insanlar o kadar şehvete kapılmışlar ki şehvetin bolluğundan Allah’ın yokluğundan bi haber! O yüzden bu haldeler. Her kavmin bir belası vardır. Ta ki onlar günah çıkarmayana kadar. Ama bizim suçumuz neydi dünyaya geldiğim andan itibaren değişik hayat değişik bir insan olmaya kararlıydım. İnsanlara yardım eder dikkat çekmeden ortalıkta gezinir, iyilik yapmayı düşünür ta ki Myanmarlı olduğumu unutana kadar. Bir gece ansızın yıldız kalmadı gökyüzünde. Ay her zamanki gibi loş değildi. Bize hava hoş değildi. İşte zatı unutunca başa gelen kayıplar. Hüzün ve keder vardı yanımda karşıda iş nehir. Ben çok korkuyordum. Çünkü yüzme bilmiyordum. Karşıya geçemez idim. Beni yakalarlarsa korkum çocuksu değildi. Yaşıma göre çok olgundu. Yaşıtlarımın görmediğini çoktan görmüş ve yaşamış idim. Her gece böyle mi olacak diye düşünüyordum. Kendi kendime. Geceleyin silah sesleri ile uyanır, çadırıma girer, ev nedir bilmez yatardım. Bir gün sordum anneme” anne ev nedir?” dedim. Anneciğimin boğazında düğümlendi sözcükler. ”Anne et nedir “dedim. Annem sessiz sessiz ağlıyordu ama belli etmiyordu. Acaba dünyadakilerin bizden haberi var mıdır? Bizden haberleri olsa bize yardım ederdi insanlar. İnsanlarda acıma ve merhamet vardır. Anneme “Askerler ne zaman gidecek?” diye sordum. Annem “Müslümanların birlik olup güçlendiği zaman gidecek yavrum .” dedi. Şaşırarak anneme buranın dışında da bize yardım edecek insanlar var mıdır? Annem sen Küheylan olacaksın. Uçacaksın. Yaşayacaksın. Mutlu olacaksın. Takma bunları kafana. Elbette vardır. Elbette. Peki, neden yardım etmezler? Onlar bizi sevmiyorlar mı? Yoksa bizden haberdar değiller mi? anneme sorduğum sorularda annem zorlanıyordu. Ama ben tekrar tekrar soru soruyordum. Olayları anlamadığım halde sorular soruyordum. Amcamın oğulları, halamın kızları birer birer gözümün önünde canlanıyor. Bir gün sıra sana da gelecek dedi bir tane karındaşım. Annem dedi ki ben küheylan olup uçacağım buralardan. Sen de Küheylan olsan o zaman sana da bir şey olmaz. Aslında annem haklıydı ama annemi ne bir daha görebildim nede nasihatini bir daha duyabildim. Annem de gözümün önünde gitmişti. Hüngür hüngür ağlamıştım. O gün anlamıştım kimsenin Küheylan olamayacağını ama bir çare bulunmalı bir çare! Ama ne yapabilirdik ki karşıdan karşıya geçerken kendi canımızın kurtaramıyoruz. “Biz mi bunları kurtaracağız ?”diye düşünüyordum. Ama şimdi anlamıştım ki annem Küheylan olacağız deyiverince ne kastettiğini. Biz önce birlik olacağız ve güçleneceğiz. O zaman zalimin elini kırabileceğiz. Mazlumun yanında olabileceğiz. Dua olarak fiili dua yapmak, birlik olmak ve inançla gerçek kardeş olmak. İnanç olduktan sonra birliğe şükür gelir. Sonra sebeplere dayanarak tevekkül edilir. En sonunda eller kaldırılarak dua edilir. İşte o zaman dünya bir olsa Müslümanın gücü karşısında duramaz. İşte gerçek anlamda iman eden gerçek Müslümanlar oluruz.


    Yazımızı Paylaşın;