image

Ahlaksız İlmin Öfkesi

Eyüp Erhan Ekinci

Pozitivist, nihilist, kapitalist, komünist ve bir o kadar da aklı biricik kaynak göstererek aklın ürününü putlaştıran; putlaştırarak insanı nisyan yapan, insani saiklerden koparan ve uzun yüzyıllar zamanı ve mekânı işgal eden zihinlerin doğurduğu “modern!” dünya, sonunda tüm insanlığı kör bir kuyunun dibine doğru sürükledi, sürüklemeye devam ediyor.


Ahlaksız/vicdansız aklın ve ahlaksız eğitimin doğurduğu şiddetin, öfkenin, zulmün, işgalin, haksızlığın, hukuksuzluğun, güç tapıcılığın bizleri karşı karşıya getirdiği modern çağın kıyametinin homurtularını, kahkahalarını duyuyoruz. Öyle bir homurtu ki, duyan kulakları duymaz, gören gözleri görmez, akleden beyni delirten, idraki körelten, ruhları öldüren, kalpleri çatlatan bir homurtu.


Ahlakı tamamlamak için gönderileni kendi dünyamızdan gönderdiğimizden beri, bir tufan yaşanıyor insanlığın bahçesinde. Oysaki en güzel olan, en güzel olması gerekeni yaşayan bir kitap gibi sergilemişti bizlere.


Bir ahtapotun kolları gibi içimizi kahreden bir yıkımın eşiğindeyiz. Oysa atalarımız Öfkeyle kalkan zararla oturur demişti. Öfkenin zararını, yıkımını hakikatiyle bilen bizler, ahlaksız öfkenin yıkımını, helakını hayal bile edemez olduk.


Öfkenin, şiddetin her türlüsü çürüttü/çürütüyor en sağlam, en sabır dolu gönülleri. Şiddetin her türlüsü diyorum, çünkü bizler şiddet deyince aklımıza sadece fiziksel bir yıkım geliyor. Oysaki modern dünyanın bize dayattığı maddi şiddet; birbirimize, en yakınlarımıza uyguladığımız duygusal/psikolojik şiddet; Lokman Peygamberin eşek sesine benzettiği sınırı aşan bir ses tonuyla uyguladığımız sözün, sesin şiddeti; makamı ayaklarına, gönüllerine zincirleyenlerin uyguladığı, egoizmin sadizme dönüştüğü gücün şiddeti; bilgisini bilmeyenlere dayatanların, az bilgiyi kibre dönüştüren aydınların ukalaya dönüşen şiddeti; kendini rezzak zanneden mülk sahiplerinin, daha fazlasına sahip olma hırsıyla emeği, teri, kanı, özgürlüğü, onuru aşağılamaya ve sömürüye dönüşen kodamanların şiddeti… Saymakla bitmiyor ki…


Bütün boyutlarıyla, selim olan akılla düşündüğümüzde, öfkenin bir ahlakı olmalı diyoruz. Felsefenin en zor alanlarından biridir ahlak felsefesi. Etik olanın ne olduğu, nasıl olduğu, neyin ölçü alınacağı, zamanı ve mekânı kuşatan, çağlara hitap eden ortak bir ahlakın varlığı, çok uzun zamandır tartışılıyor. Bu kadar tartışmasına rağmen batı zihinli modern felsefe, insanlığın ahlakını düşürdüğü bu zavallılığı nasıl izah edebilir/ediyor? Vicdanı yok sayarak amaca ulaşmak için bütün yolları meşrulaştıran kapitalist batının çürüdüğü bu saatlerde, içten içe bizler de çürümeye dem olurken, şimdilerde insan vicdanı bir uçurumla karşı karşıya değil mi?


Şiddet sadece modern olmayan topluluklar için mi geçerli? En yeni örneğini Mardin’de yaşanan katliamda gördük. Vicdansız aklın sahipleri, eğer eğitim olsaydı bu yaşanılanlar olmazdı diyor. Bu mantık esasında insanı ve özelliklerini anlatma konusunda oldukça yetersizdir. İnsanın insan tarafını görmezden gelen, vicdanla, ahlakla olaya bakamayanlar suçlayıcı bir dil geliştiriyor. Öfke ya da şiddet sadece belli toplumlar için mi geçerli? Yani okumuş parlak yüzlü aydın kişiler tertemiz bir ahlaka sahipler öyle mi? İrfan, hikmet, vicdan, ahlak kavramlarından yoksun modern eğitimin dünyayı getireceği sonu, yerli ve yabancı düşünürler hangi insan davranışlarıyla açıklayacak? Saray Bosna’da katliam yapanlar iyi eğitim almış insanlar değil miydi? Kesik baş cinayeti diye yaftalanan eylemi gerçekleştiren şahıs iyi eğitimli değil miydi? Azerbaycan’da, Almanya’da, Amerika’da yaşanılan katliamlar iyi eğitimli kişiler tarafında gerçekleşmedi mi? Yıllardır Irak’ı ölüm vadisine çevirenler iyi eğitim almış süper insanlar değil miydi? Bankaları boşaltıp bir gece yarısı milletin parasıyla kaybolanlar, hırsızlığın iyi eğitimini almış insanlar değil miydi? Kapitalizmin en kutsal evladı banka denilen faiz sistemini kullanarak insanların kazancını kat kat sömüren bu ekonomi sisteminin kurucuları ve uygulayıcıları da iyi eğitim almış bir emek ve ahlak emiciler değil mi?
Eğitim çok, hem de çok önemli. Bu zaten bizim en büyük görevimiz. Ama sorunun asıl sebebinin eğitimin içeriğiyle ilgili olması. Sadece okul değil kastettiğim. Okulun dışındaki sokak, televizyon, internet, sinema gibi neredeyse okulun yerini almış unsurları kastediyorum.


Cinnet geçiren, ölümü, öldürmeyi oyun zanneden, her türlü maddeye bağımlı, gergin, gerilimli, hakkını hâkim/hukuk yerine koyarak zorla kendisi alan, bunu meşrulaştıran, saygı ve sevgiyi sözlükte dahi bulamayan, hoşgörüyü enayilik olarak yorumlayan, sabırsız, bu vicdansız öfkenin sonunda insanla beraber insanlığın de delirmesine çok az kaldı. Bu durumda, her şeyden önce insanın kendisini anlamak, meselenin içinde insanın duygularının olduğunu, aklın ahlakla bütünleştirilemediği için baktığımız her yerde üzücü sahneleri yaşadığımız bilinmeli.


Evet, ilimsiz ahlak, ahlaksız da ilim olmuyor. İlimsiz/akılsız ahlakın/vicdanın vardığı/varacağı son, cehalet; ahlaksız/vicdansız aklın/ilmin varacağı son ise vahşet…
İslam adı gibi barış dini. Buna rağmen İslam’ın rahmet anlayışını kaydırarak Hz. Hüseyin’i Kerbela’da katledenler içimizdeki insanlardı. Vicdanı ıskalamış, ahlaki damarı kurumuş insanlar, kim olursa olsun ortak vicdana hep zarar vermiştir. Rahmet peygamberini ve rahmet iklimini kendi heva ve hevesleri doğrultusunda değiştirenleri, kendi iktidar ideolojilerini üretenleri, hiçbir kuru ilim, yapılan haksızlığın meşruluğunu izah edemez. Hocaların hocası İmamı Azam’ı katledenler de kendilerini yegane güç kabul eden ve hep öyle kalacaklarına inanmış, ahlakı/vicdanı tükenmiş ilim ve devlet adamları değil miydi?.


Öfke ve şiddet her yerde… Yaş bir ağacı yakılmasına bile müsaade etmeyen bir anlayışı yıkarak yeşili tüketen; insanı dirilteni, insanlığı diriltmiş; insanı öldüreni de bütün insanlığı öldürmüş kabul eden bir inanç yerine, ölümü/öldürmeyi, zorbalığı, modern eşkıyalığı, ince hırsızlığı, sömürüyü dayatan bizleri sadece vicdansız, ahlaksız bir ilim temizler, temizleyebilirse… Karanlıkta her şey karanlıktır. Ahlaksız öfkenin öfkesinde her yer akrebin ateşi gibidir. Ama ya bir gün ahlakla ilim buluşur da vicdanın güneşi doğarsa… Ya bir gün bütün hakikatiyle aynalar bile konuşursa… En nihayetinde bir tek gerçek var: yaklaşıyor yaklaşmakta olan…


    Yazımızı Paylaşın;