image

Aheste Militanlığımız

Mehmet Akif Şahin

Zaman keskin kılıç... İnsanlığın ruhunu parçalıyor. Cellâtlar kendi kurbanları için yas tutuyor, kurbanlar ise kendi cellâtlarını alkışlıyor. Plastik tanrılar utanç içinde suskun bekliyor. Katil, kanlı cesetlerin karşısına geçerek ağlıyor yas tutarcasına... Yeryüzü kan revan içinde... İnsanlığın çoğu, azgınlığa koşarak her gün kitleler halinde suç deryasında boğuluyor. Mazlumlar nefes alamıyor, öksüzler uzak ufuklara bakıyor ve uyuyan sessizliğe ağlıyor. Her şeyi bir yetimin gözyaşı söylüyor, savaşta çocuklarını kaybeden bir annenin çığlığı ise sessizliğe gömülüyor ve haykırıyor amansızca...

Ağlayan ise gözyaşları dökülmeyen savaşın çocukları... Bu çocuklar aslında bütün çelişkileri görüyor. Beşeriyet çaresiz bir çözümsüzlüğün kollarında yarını bekliyor. Yer demir, gök bakır, Akdeniz acımasız bir canavar oluveriyor. Her göçmen kervanında bir can alıyor. Denizler dalgalarıyla, rüzgâr kollarıyla mülteci bir yalnızlığı çağırıyor. Şehirler sarhoş, memnu aşkın kollarında kıvranıyor. Dünya daha da acımasız dönüyor. Değişimin mecbur ettiği açmazların eşiğinde yeryüzünün mazlumları yaşamaya devam ediyor. İnsanlık değerlerini yargılayıp idam sehpasına çıkarıyor...  Zamanın avlusuna bağdaş kuran plastik tanrılar, insanlığın gözlerini büyülüyor. Teknolojiye iman eden mekanik bedenlerin ruhları çalınıyor.

Akıl dumura uğruyor, çelişkiler içinde yüzüyoruz, bir bakıyoruz, darbeciler darbeye karşı nasıl durulmasını anlatıyor (!) Uyuyan çok ses var ama hala uyanmıyor. Göz kapakları kapanan bir insanlık bu kadar kan ve gözyaşının karşısında sessizce bekliyor.

        Zaman ve mekân değişen yasaların karşısında meşruiyet kazanıyor.  Büyüyen bir iktidarın nimetlerini topluyor.  Dalgasız bir denize koşan kanlı bir nehrin içinde insanlık akıyor. Bu nehrin suları şelaleleri besleyen girdaplardan geliyor. Bu yaşananlar eski çağlardan gelen bir geleneğin parçasıdır. Geçmişin ve geleceğin arasında bir sarkaç gibi şehir ve insan sallanıyor. Ülkenin gerçeği bir şişeye kapatılmış bekliyor.  Birileri gelip bu şişeye dokunacak ve masal başlayacak sorunlar çözülecek... Hepimiz bunun gerçekleşmesini umutla bekliyoruz.  Gençlerimiz ve çocuklarımız masallarla avutuluyor. Sırlarını koynunda saklayan günlerin anıları yazılıyor. Çağın sırrını çözen kâhinler zincire vurulmuş, efendilerin buyruklarını bekliyor. Gece gündüzü kovalıyor. Aydınlar, kısık bir sesle anlaşılamayan sözler söylüyorlar. Toplum farklı düşünce renklerine bezeniyor. Milletlerin geleceğine ait sorunlarına çözüm aranıyor. Güneş kavruk cesetleri aydınlatıyor. Yağmur solgun bedenlere sinmiş duygularımızın üstüne çiseliyor. Değişimin kıvılcımları milletlerin damarlarına yayılıyor. Bu gün düşünceler ve ideolojiler esbab değiştiriyor. Bir dönemin isyanını ateşleyenler iktidarı alkışlıyor. Militan sayılan düşünceler bile kabul görüyor. Dijitalleşen oyunlar ülkenin kaderini değiştiriyor.  Eski dönemin asi ruhlu insanları bu dönem vazgeçilmez kişilikleri oluyor. Tarihin dipnotları birçok gerçeği anımsıyor. Şehir ve insan son asrın ilk çeyreğinde yol alıyor. Yeni bin yılın ilk yıllarında olup bitenleri hatırlarına ekliyor. Bu gün tarih ırmağı çok hızlı akıyor. İnsanlığa yeni serüvenler doğuruyor.  Sırlar gizleniyor, gerçekler yaşanıyor. Geceye umut veren ay ışığının yürekleri aydınlattığını sanıyoruz. Yeni bir dünya için savaşan insanlar, bilinmezleri çağırıyor. Her insanın hikâyesi, onu kendi uçurumuna sürüklüyor. Kendi ücrasında yaşayan insanların birçoğu kurulan kumpaslarda habersiz.  Haksızlığın karşısında direnmek evrenseldir, çoğumuz bunu anlayamıyoruz.  Gösterilerin  eteklerine tutunmuş, aheste militanlığın alkışlarını çalıyoruz. İdealleri uğruna canlarını ve geleceklerini feda eden insanlar yeni açmazların peşinde sürükleniyor. Bu gün hayallerinin tepesine tırmananlar bir zafer sarhoşluğu içinde yorgunluğunun aheste militanlığını yaşıyor.

Biz ise bu toprakların yaşayan yerlileriyiz.  Güncel açmazların içinde donakalmışız, bocalamaya devam ediyoruz. Bir bilinmezin arkasına düşmüşüz, gizemli serüvenlerin atlarını sürüyoruz. Tutunduğumuz hayatın küçük mutluluklarına kendimizi mecbur ediyoruz. İdealler yaratmak için asiliğin kollarına uzanıyoruz. Aynı hayatın ayrı pencerelerinden bakıyoruz. Kısılan gözlerimizle geleceğe seyrediyoruz. İçimizde kaynayan volkan vizyonumuzu büyülüyor, asi ruhumuzu kamçılıyor. Düştüğümüz çıkmazdan çıkmaya yetmiyor. Varoşların ezik algılarıyla hayatın kıyısında direnmemizi sağlıyor. Ruhumuzda devşirilen delikanlı dinamikleri besliyoruz. Birbirine komşu dünyalarımız var. Dedikoduya kulak kesilmişiz, vicdanımızın sesine sağır oluyoruz. Karşıt gibi görünen tamamen benzer olan ideolojilerin çeşmelerinde içip gürbüzleşiyoruz. Ruhumuz ergenleşiyor, toplumsal reaksiyonların ateşiyle tutuşuyoruz. Caddelerin renkli bayraklarına alkış çalıyoruz. Sokakları stabilize düşüncelere kurban ediyoruz. Kültürel ve toplumsal dönüşümün kıvılcımları damarlarımıza akıyor. Sonunu tahmin edemediğimiz serüvenlere yürüyoruz. Hayalperest düşünce yapıları bizi büyülüyor. İdeolojik temelli düşünce ve eylemler bizi kuşatıyor. Çağımız kan ve gözyaşıyla kirleniyor, sokaklar yağmur sularıyla temizlenmiyor.


    Yazımızı Paylaşın;